Gözler ıslanmadıkça gönüllerde gökkuşağı oluşmaz...

Hakkımda

Eskiden yeterdim kendime Artardım bile Şimdi ne yapsam nafile! ... Ve Kim demiş 'can eskimez' diye Bu can tedirgin tende Can da eskimiş Ben de..


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* http://www.esselam.net/index.php
* http://www.iskenderpasa.com/
* http://www.hanimefendi.com.tr/index.php

Kategoriler


Arkadaşlarım


rindiseyda
lfcnet
bintisahra
yolcuhsyn
turkuaz37
benar
islamneguzel
islamisiteler
abdullahvaris
abdullahca
bahardali
dilefkar
delaledilemin
yasaminanlami
avonsitesi
sonsuzlukkervani
djazemimm87
gullerinkalbi
ceydacc
Sevgi Penceresi
serol43
xnidanurx
Hasan Beyan
keremcem06
avonla
timozkaya
mevlana1
gullerinkalbi2
rindiseyda1

Sevgiliye Sadece Seni Seviyorum Demek YETMEZ

Günün birinde bir çiçekle su karsilasir ve arkadas olurlar.
Ilk önceleri güzel bir arkadaslik olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzimdir birbirlerini tanimak için.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sigmaz artik ve anlar ki, su'ya asik olmustur.

Ilk kez asik olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sirf senin hatirin için ey su" diye...

Öyle zaman gelir ki, artik su da içinde çiçege karsi birseyler hissetmeye baslamistir. Zanneder ki, çiçege asiktir ama su da ilk defa asik oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düsünmeye baslar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, aliskin degildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.

Çiçek, sabirlidir. Bekler, bekler, bekler...

Artik öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.

Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düser. Hastalanmistir çiçek artik. Rengi solmus, çehresi sararmistir çiçegin. Yataklardadir artik çiçek. Su da basinda bekler çiçegin, yardimci olmak için sevdigine...

Bellidir ki artik çiçek ölecektir ve son kez zorlukla basini döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karsisinda ve son çare olarak bir doktor çagirir nedir sorun
diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçegi. Sonra söyle der doktor:

"Hastanin durumu ümitsiz artik elimizden birsey gelmez."

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalik nedir diye ve sorar doktora. Doktor, söyle bir bakar suya ve der ki:

"Çiçegin bir hastaligi yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmis, ölümü onun için" der.

Ve anlamistir artik su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...


Tarih: 20:54, 27/11/2007
Yorum (8) | Yorum yaz | Bağlantı

???



Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür,ama kimse önce kendisini değiştirmeyi düşünmez!

Tarih: 10:18, 22/10/2007
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Kendini Eğitmek Hayatı Doğru Okumaya Çalışmaktır
Saliha Erdim

 

İnsanın var olup ayakta kalabilmesi, toplu olarak yaşama ve dünyayı yaşanılır halde tutma becerisine bağlı diye düşünüyorum. Dünyada her şey birbiriyle ilişkili yani hiçbirşey birbirinden bağımsız değil. Dünyanın bir ucunda yapılan bir iyilik, diğer ucundakini etkiler, yapılan kötülüklerde öyle. Çünkü, dengeler hassastır ve etkilenmeye müsaittir. İşte insan olma bilinci, kendisine, kendisinin dışındakilere ve dünyaya katkıda bulunmak amacıyla yeryüzüne gönderilmiş şerefli bir misafir anlayışıyla yaklaşmayı gerektirir. İnsanın önce kendi dengelerini sonra da çevresindekilerin dengelerini korumak gibi sorumlulukları vardır. Bu ise insan olma ve erdemli bir hayata talip olma bilgisi ve bilincini zaruri kılmaktadır.
Bizleri yaratan hazreti Allah, ne yapar ve nasıl yaşarsak en ideal konumda bulunacağımızı, yaratan, küllî iradeye sahip ve yeterli bilginin kuşatıcılığı ile bizlere bildiriyor. Bize düşen, sınırsız bir teslimiyetle anlamak ve hayata geçirmek.
Bunun için kesintisiz bir bilgilenme sürecinin bizim gündemimizin baş köşesinde yer alması gerekir. Bunu yaşayanların hayatlarında o inanılmaz güzellikleri görmek mümkün. Yaşamayanlarınki de ne yazık ki ortada. Şimdi onları birazcık tasnif etmeye çalışalım.
Kendini eğitmeyi önemseyenler; öğrenmeyi yaşama biçimi olarak gören ve öğrenme odaklı yaşayanlar ve soru soran ve cevap arayanlardır aynı zamanda. Bu insanlar, başkalarından daha çok kendi içlerine ayna tutarlar. Karşılaştıkları her şey bir öğrenme vesilesidir. Olay ve durumlardan bir ders çıkarır ve ayaklarının altına alarak yücelmek için basamak yapar. Böyle yaşayanlar başkalarından daha çok rüzgarı ve rotayı hesaba katar.
Hayat, zihni dolu olanlara hitap eder ve ne istediğini bilerek çalışmaya niyeti olanlara ise fırsatlar göz kırpar.
Kendini eğitmiş insan, risk faktörlerini hesaba katar, kâr-zarar dengesini gözetir. Bu kendisiyle ilgili hata ve yanlışları en aza indirme, verimliği arttırma ve hayatı doğru yaşama gayretidir ve aynı zamanda Allah’a vereceği hesabı azaltmak ve mükâfatları çoğaltmak için “Oku” emri gereği, olmak, için bilmek eyleminin yolcusu olmak demektir.
Rab’bimiz “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 93) derken, bilmenin, insanı bilmeyenlerden ayıran ve nitelik kazandıran bir ayıraç olduğuna işaret ediyor. İşte bilenler safında yer alabilmek için, insan olabilme bilgi ve bilincini yakalayabilmek için seferberlik halinde olmak ve Rab’bimizin işaret ettiği ve sevgili peygamberimiz (s.a.v.) örneklediği, bilmek, olmak ve kalmak sürecini olabildiğince güzel yaşamaktır.
Bilenlerin, bilgiyle hayatı örenlerin, bilginin gösterdiğini görenlerin ve önce kendini görmek ve bilmek konusunda mücadele verenlerin eylemidir kendini eğitmek.
Yanlıştan ve kul hakkından korkmak, hüzün ve gözyaşının kendisiyle ilgili olmasından ödü kopmak ve bunun için kendini nakış nakış, oya oya dokumaktır, olayları ve insanları doğru okumaktır.
Kimi zaman da Rab’bimizin bazı olaylarla ve kişilerle bizi eğittiğini bilerek, tedbir alıp takdire teslim olmaktır ve sabırla olgunlaşmayı ummaktır. Biz ne yaparsak yapalım, sadece tedbirin hakkını vermiş olacağımızı bilmek ve Rab’bin tasarrufuna gönülden rıza göstermektir, kendini eğitmek ve yetiştirmek,
Kendini eğitmek, aynaya bakacak yüzü olmak demektir. Çünkü, yaptığı her şeyin insanın kendisine dönük tarafı vardır ve etkisi önce kendisinedir. Eğitimli olmak, kendini nakış nakış işleyip, hayata nadide bir armağan gibi sunmaktır. Zihnini doğru bilgilerle donatıp, her zaman doğru davranmanın omuruyla başı dik durmaktır. Yapana yapmak gibi ucuz bir oyuna gelmemek ve aslında kendisini, karşılık vermekten korumaktır. Duygu ve düşünce kumaşını doğru kalıba göre şekillendirmektir. “ Hayat sadece benden ve istediklerimden ibaret değildir.” diyerek, başkalarını da önemseyip değer vererek, bir şey diyecek ya da yapacakken, başkalarına da olacak etkiyi hesaba katmaktır.
Kendini eğitmek, sıradanlığa düşmemenin ilacıdır. elinden, ayağından, gözünden, kulağından sorumlu olduğunun bilincinde olmak ve kendini davranış ve yaşayış olarak iyi bir yerde görmektir.
Eğitilmiş insan, hayata kaba, yobaz, bağnaz ve hayata at gözlüğü ile bakmaktan korktuğu için, bilginin koruyuculuğuna sığınmış insan demektir.
Kendini eğitmek, “insanın mesul olduğu işle ilgilenmesi farzdır” emri uyarınca, işi insan olmakla ilgiliyse, nasıl daha iyi insan olunacağı bilgisiyle donanmaktır.
Kendini yetiştirmek, insanın ağzından çıkanların,karşısındakinin zihninde en iyi şekilde anlaşılması için ve kelimeleri hizaya getirme, kontrolsüzlüğe müsaade etmeme refleksini kazanma eylemidir. Önce kendi zihninden niyeti başta olmak üzere onay almayı önemseyenlerin, önce kendi gözlerinde kendilerini aklama gayretidir.
Bütünü bunlar için zihninize “Haydi” komutunu verecek bir komutana ihtiyaç vardır. Bu komutan ise doğru kaynaktan edindiğimiz BİLGİ dir.
Eğitilmemiş olanlar ise;
Çevreyi koruyup da insanı korumayanlar
Tertibi-düzeni koruyup da insanı korumayanlar
Ağacı koruyup da insanı korumayanlar
Hayvanı koruyup da insanı korumayanlar
Kuralları koruyup da insanı korumayanlar ( Kendilerini koruduğu oranda kuralları savunanlar.)
Bu görüntü pergelin sabit ayağı merkezde kalacak şekilde eğitilmemiş ve aynı zamanda kendisini eğitmeyi de bilememiş olanların çerçevesindeki manzaradır ve aynı zamanda elinden ve ayağından çıkanların hesabını vereceğinin farkında olmayanlardır bunlar.


Tarih: 09:27, 20/9/2007 Kategori: saliha erdim
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Insanin Kişliğinin Oluşumu Ve Ilerisi

 

İnsan bio psiko sosyal varlıktır ve kişiliğinin gelişimi ve oluşumu bu anlattığım üçleme içinde olur.İnsanın kişiliği 2 yaşıyla 7 yaşı arasında çok ciddi gelişme kaydeder ve en son 21 yaşında tamamlanır...yazdıklarımın bu kısmı akademik bilgilerdir yani benim parlak fikirlerim değil:) yani demek oluyorki bir kimse 21 yaşından önce kişilik anlamında ne aldıysa ondan sonra da öyle gider..Tabi insan hayatının her döneminde yeni kimlikler elde edebilir örneğin: avukat, hakim doktor,olabilir yahut saygın bir iş adamı olabilir..Ama kişiliğinde ciddi bozukluklar varsa ve kendine özgü bir duruş elde edememişse ,,,,,, mecburen varlığını kimlikerini ön plana çıkararak ortaya koyar..Hepimiz hayatımızın çoğu döneminde bu tiplere şahit olmuşuzur.Adam doktor dur ve sadece doktorluğuyla vardır otururken kalkarken yürürken her fırsatta bu kimliğini ortaya koyar çünkü elinde başka kayda değer kimliği yoktur..Yahut Kabadayı takılan ve en acınası tipler vardır.Bunların kıyafetlerinden tut bakışları konuşmları yürüyüşleri hep agresif kişiliklerini ortaya koyacak şekilde ayarlanmıştır...Çünkü adamın elinde başka bişeyi yok onun elinden kabadayılığını, doktorluğunu yahut neyse o kimliği, onu elinden aldığın zaman geriye ona hiç birşey kalmıyor...Hatta askeriyeden emekli olan, Komserlikten emekli olan bazı kimseler intihar teşebbüsünde bile bulunurlar çünkü ellerindeki varlığını ortaya koyabileceği tek şey artık yoktur..Ama insan hayatta mecburen varlığını bir şekilde ortaya koymak zorundadır, her fiil her hareket bir varlık göstergesidir.Kendi kişiliği eksik ve yetersiz olduğundan nasıl bir duruşu olmasını istiyorsa onu ordan burdan yarım yamalak taklit ederek kendine rol bir kişlik oluşturur.Bu da onu iç aleminde kendine saygı duymayan herşeyiyle kendini yalancı bulan bir adam haline getirir...Şiimmdiii gelelim en civcivli bölüme; Allah ü zülcelal insanı yaratırken ona Fıtri olarak birçok meziyet ihsan eder kendisinin çalışıp çabalamadan ellde ettiği bu değerler tamamen yüce Rabbimizin ona bir lütfudur..Fakat insan kişliğinin gelişme döneminde bu meziyetleri biolojik psikolojik ve sosyolojik gelişme şartlarına bağlı olarak ortaya koyamazsa daha açığı merhametli bir fıtratı olduğu halde sosyal çevresinden yada kültüründen gelen merhametsizlik dayatması onun bu özelliğinin üstünü örter tabiri caizse atıl duruma düşürür.Mesela yılarca türkiyede Deli kadir filmleri yılmaz güney filimleri vs geçer "Ben affetmem" yada "erkek adam acımaz" gibi saçma sapan sloganlarla onun bu merhameti bastırılmış olur..Daha bunun gibi sayısız örnek verebilrim.Yada Allah ın ona verdiği cömertlik Fıtratını yetişme bozukluğundan ötürü kerizlik olarak algılayıp cimriliğe değiştirebilir...Açıkcası demek istediğim Allah bizi kişilikli şahsiyetli ve kendine özgü bir duruşu olabilecek bir kul biçiminde yaratıyor fakat bizler bunu az önce anlattığım nedenlerle zayi ediyoruz..ister 21 ister 51 yaşında olsun insan Tasavvufla tanışınca yada kendisini Allah a yaklıştıracak başka bir yol bulunca geçmişten bu güne o (üstü örtülmüş meziyetlerin hepsi) zikirle amelle ahlak mücadelesiyle ve en önemlisi Şeyhın tasarrufu ile geri döner ve Kişilikli şahsiyetli Arslan gibi bir duruşu olan birey çıkar ortaya...Ahlaktan amelden islamdan uzak bir kültürde yetişmiş adamdan başka ne beklenir tabi elde ettiği ilk kilmliğine yapışacak ne yapsın ki başka? O halde durum değişti nasıl ?islam ahlakını yaşayan yeni yeni kimlikler elde eder ve bunların hepsinin birleşmesinden kişilik ortaya çıkar...İslam sadece bazı ameller yapınca cennet kazandıran yada cuma dan cumaya hocanın anlattığını uygulayabileceğimiz bir din değildir! İslam çok ince ve muazzam muhteşem ayrıntıları olan bir dindir.....Mesela ben şahsım adına şunu söyleyim Bir tasavvuf müdavimi olarak günah sevap kavramına genelden farklı baktığımı düşünüyorum...Şöyleki; yukarıda anlattığım şu kabadayı tiplemesi varya mesela onlardan birisiyle yolda karşılaşsam ve kavga etmek durumunda kalsam...Bir tasavvuf müdavimi olarak şöyle düşünürüm ben bu adamı alt edersem geriye ona hiçbir şey bırakmamış olacağım..eğer o benden dayak yerse sadece canı acımayacak elindeki tek kimliğinide kaybetmiş olacak..diye düşnüp sabretmeyi doğru bulurum..Zaten Allah ta mahşer günü onu niçin yumrukladın derken onun kimliğini kişiliğini de mahvettin diyecektir...Kişiliği yıkmak ta yumruklamaktan yada bazen öldürmekten bile beter olabiliyor.. Demek istediğim islam hayatın her alanında her zerresinde yaşanacak bir dindir...Tasavvufta olayların psikolojik açıdan değerlendirilmesi daha geniş açıdan bakmayı öğrenme sanatıdır...Her ameli tasavvufi bakış açısıyla değerlendirdiğimizde muhteşem şeyler ortaya çıkıyor...Az önce forumda bir yazı okudum şeyhlerin eli ayağı öpülürmü diye
senin kimliğini kişliğini şahsiyetini hayyataki duruşunu maneviyatını yukarıda anllattığım şekilde sihirli deynek dokunmuşcasına değiştirmiş bir Allah dostuna kurban olunur.Sufilerin aşırı muhabbetleri aslında bundan dolayıdır...Sana iki cihanda yüksek makam elde etme olanağı sunan bu Allah dostlarının yolunda ölünür...Tabi bu anlattıklarımın hepsinin %90 benim fikrimdir..Karşı çıkmakta yada eleştiri getirmekte herkes özgürdür...Ama bana öyle geliyorki Akıl sahibi her kişi Allah dostlarının hayatımızdaki bu muhteşem değişimlere sebeb olmasını hayranlıkla karşılayacaktır....Yinede eleştirilerinize açığım....Yazıları kaynaksız ve paldır küldür yazdığım için kusurum olmuşsa affola...Dualarda ümmetce beraberiz, Allah hepimizden razı olsun inşallah.........

Tarih: 16:13, 13/3/2007 Kategori: cocuk
Yorum (14) | Yorum yaz | Bağlantı

çocuk eğitimi

Duyguları Tanımak (Özbilinç):

Kendini tanımak: Güçlü ve gelişmeye açık yönleri bilmek, duyguları tanımak, bu farkındalığı düşünce ve davranışlara rehber olacak şekilde kullanmak ve kendini açık bir biçimde ifade edebilmektir. Özbilinç sahibi bireyler, kendilerini tanır, kendileri hakkında iyi hisseder ve duygularının farkında olurlar. Bu kişiler, duygularını ifade edebilir; duygu, düşünce ve inançlarını güvenle dile getirebilirler. (Møller, 2000:36)

Çocukların hisleri ile davranışları birbirleriyle yakından ilişkilidir. Çocuklar doğru hissediyorlarsa doğru davranırlar. Peki doğru hissetmelerini nasıl sağlarız? Onların doğru hissetmelerini sağlamanın yolu onların hislerini kabul etmekle başlar.

Örnek:

“hayır gerçekten hissettiğin o değil”

“böyle olduğunu söylüyorsun çünkü yorgunsun”

“Üzülecek hiç bir şey yok bunda”

Çocuğun hislerini kabul etmemek ve sürekli reddetmek çocuğun aklını karıştırır ve onu kızdırır. Aynı zamanda hislerinin ne olduğunu anlayamayan çocuk hislerine güvenemez.

Eğer hislerle ilgili çocuklara yardım etmek istiyorsanız:

Dikkatlice dinleyin.“Himm”.. “Evet”... “Anlıyorum” gibi kelimelerle hisleri kabul ettiğinizi belirtin.Hisleri adlandırın (Bu sende hayal kırıklığı yaratmış)Gerçekleştiremediği yada elde edemediği isteklerini ona elinizden gelse hemen vereceğinizi söyleyin. (Keşke şimdi o istediğin muzlu pastayı senin için yapabilseydim.) (Faber ve Mazlish, 1980:9,27)

Yüksek EQ'lu Çocuk Yetiştirmek isimli kitabında Lawrence E. Shapiro, anne ve babasının son derece çekişmeli bir şekilde boşanmalarına tanık olan altı yaşındaki Martin'in hikayesini anlatıyor.

Hafta içinde Virginia'nın Richmond kentindeki annesinin evinde kalırken, babası hafta sonları uçakla Boston'a gelip kendisini görmesi için ısrar ediyordu. İki buçuk saatlik yolculuk sırasında Martinin ağzından tek tük laf çıkıyor ve her iki evine de ulaşır ulaşmaz yatıp uyumak istiyordu. Bu düzen iki ay sürdükten sonra, Martin mide ağrılarından şikayet etmeye başladı. Öğretmeni, onun okuldayken birileriyle çok nadir olarak konuştuğunu söylüyordu.

Velayet davasının bir celsesinde, Martin'in avukatı, "Her hafta sonu babanı ziyaret etmen konusunda ne düşünüyorsun?" diye sordu.

"Bilmiyorum," dedi Martin.

Kendi duygularını kontrol altında tutan avukat, Martin'i yönlendirmekten kaçınarak, "Peki, Boston'a gittiğinde babanı görmek seni mutlu ediyor mu?" diye sordu bu kez.

"Bilmiyorum," diye cevap verdi yine Martin, zor duyulan tekdüze bir ses tonuyla.

"Peki ya annen? Hafta içi onunla birlikte olmaktan memnun musun?" diye soran avukat, bütün mahkeme sürecinde Martin'den hep aynı cevabı alacağını anlamıştı.

"Bilmiyorum," dedi Martin yine; tavırlarında bildiğini gösteren bir şey de yoktu.

Çocuğunuzun, duygularını sözcüklere dökebilmesi, temel ihtiyaçlarını gidermesinin can alıcı bir parçasıdır, iki yaşındaki çocuğunuz siz markette bir arkadaşınızla konuşurken, eve gidip bir şeyler yemek istediği için sinirlenip bir öfke nöbeti geçirebilir; çünkü bu, ihtiyaçlarını gidermesini sağlayacak en kısa yol gibi görünür. Ancak beş yaşındaki çocuğunuz aç olduğunu ve sıkıldığını idrak edip bunları sözcüklerle ifade edebilecektir. Büyük olasılıkla, onun ihtiyacını bir bisküvi alarak giderebilirsiniz. (Shapiro, 2000:236)

Az önceki örnekte gördüğümüz gibi, henüz dil becerileri gelişmemiş olan küçücük bir çocuk hislerini sözcüklere dökmekte zorluk çeker ve bir öfke nöbeti geçirebilir. Beş yaşındaki bir çocuk ise gerekli dili edinmiştir, dolayısıyla da sözcükleri kullanma yeteneğine sahiptir. Çocuklarımızın duygusal bilinç kapasitesi ve hisleri hakkında konuşma yetenekleri neokortekslerinde bulunduğundan, doğal olarak bilişsel gelişimi izlerler. (Shapiro, 2000:237)

Çocuklarımızın, hisleri anlamaya ve iletmeye gelişimsel yönden hazır olmalarıyla bunu yapabilmeleri iki farklı konudur. Duygular hakkında konuşma kapasiteleri beyinlerine (bir gelişimsel ön programlama şeklinde) sıkıca yerleşmiş olsa da, çocukların bu yetiyi gerçekten kullanıp kullanamayacakları, büyük oranda içinde yetiştirildikleri kültüre ve özellikle, sizin onlarla, onların da birbirleriyle olan etkileşim tarzına bağlıdır. (Shapiro, 2000: 237)

Hislerin açıkça ifade edildiği ve tartışıldığı ailelerde ise çocuklar duyguları hakkında konuşmak ve onları iletmek için sözcük dağarcıklarını geliştirirler.Hislerin bastırıldığı ve duygusal iletişimin engellendiği ailelerde ise çocukların duygusal yönden dilsiz olmaları büyük bir olasılıktır. Psikoterapi, insanın diğer diller gibi, duyguların "dil"ini de herhangi bir yaşta öğrenebileceğini kanıtlamış olsa da, kendini en iyi ifade edebilen konuşmacılar, bunu küçükken öğrenenlerdir. (Shapiro, 2000:237)

Duyguları teşhis etmeyi ve iletmeyi öğrenmek iletişimin önemli bir parçası ve duygusal denetimin bir yanıdır. Ancak, başkalarının duygularını kabul etmek, özellikle yakın ve doyurucu ilişkiler kurmak açısından eşit derecede önemli bir Duygusal Zeka becerisidir. (Shapiro, 2000:237)

Çocuklarınızın duygular konusundaki bilgilerini arttırabilmek için yapabileceğiniz en iyi şey onlara duyguları öğretmektir. Kendiniz uyumlu olarak çocugunuza bebekliğinden itibaren duyguları öğretebilirsiniz. Uyumlu olmanın anlamı; çocugunuzun neler hissettiğini bilmek ve ona bunları aktararak onun da bilmesini sağlamaktır. Bunu yaptığınız zaman o duyguları üreten çocuğun beynindeki bağlantıların gelişimine yardımcı olursunuz. Yani bebeğinizin duyguları anlaması için beynindeki bağlantıları kurmuş olursunuz. Diğer bir deyişle duygusal zekasını geliştirirsiniz.

Uyumlu olabilmeniz için iyi bir gözlemci olmanız gerekir. Bebeğinizin yaptıklarını izleyerek ve söylediklerini dinleyerek kendinize şu soruları sorabilirsiniz.

Şu anda neler hissediyor?Nasıl tepki vermeliyim?Onu anladığımı ona nasıl bildirebilirim?

Bebeğinizle uyumlu olmak bir ayna gibi olmaya benzer bebeğinizin neler hissettikleri hakkındaki düşüncenizi geri yansıtmak. İşte yapabilecekleriniz hakkında size bazı örnekler.


Şayet Bebeğiniz

Şunları Yapabilirsiniz

Niçin önemlidir?

Size gülümserse

Siz de gülümseyin, başınızı öne doğru sallayın ve bebeğinizle konuşun.

Bu, bebeğinize diğerleri ile nasıl bağlantı kuracağını ve sizin onu ne kadar çok sevdiğinizi öğretir.

Ani ve yüksek bir gürültü ile irkilip ağlamaya başlarsa

Onu tutup, sırtını sıvazlayın ve “ne büyük gürültü, endişelenme sana hiçbir şey olmasına izin vermeyeceğim” deyin.

Bu, bebeğinize güvende olduğunu ve onun nasıl hissettiğini anladığınızı gösterir.

Bir köpek yavrusu görür ve heyecanlanırsa

Kendinizin de heyecan-landığını gösterin ve “hey, minik köpeğe bak, ne kadar tatlı” deyin.

Bu, bebeğinizin dünyayı keşfetmeye olan ilgisini arttırır ve neşe hissini güçlendirir.

Bir yabancıyı (sizin tanıdığınız) görür ve korku içinde çığlık atarsa

Bebeğinizin yanında olun, ona yeniden güven vererek yabancı kişi ile tanıştırın

Bu onun diğerlerine karşılık vermeyi öğrenmesine ve diğer insanlarla ilgili korkularının üstesinden gelmesine yardımcı olacaktır.


Çocuğunuzun büyüdükçe daha çok duygu kelimeleri öğrenir ve dolayısı ile hissettikleri hakkında daha fazla konuşabilirsiniz. Güçlü duyguları hissettiği zaman yumruğu yerine kelimeleri kullanan öz kontrolü yüksek çocuklar yetişiyor demektir. Nasıl hissettiklerini bilirler ve bunu diğerlerine de yansıtırlar.


Şayet çocuğunuz

Şunları yapabilirsiniz

Niçin önemlidir?

Onu kreş/ Çocuk bakım merkezine götürdüğünüzde ağlarsa

Birkaç dakika onunla beraber kalın. Onun yapacak bir şeyler bulmasına yardım edin. Ona “Burada güvende olacaksın. Ben gittiğim zaman Aslı sana bakacak. Tekrar gelip seni eve götüreceğim” deyin.

Çocuğunuzun yeni bir yer/ortamda kendini iyi hissetmesi için zamana ve sizin tekrar gelip onu alacağınıza dair güvene ihtiyacı vardır.

Çizdiği resmi gururla size gösteriyorsa

Resme acele etmeden bakın ve yorumlarda bulunun “Bu resmi çizmek için çok çalıştın. Söyle bakalım en çok ne çizmekten hoşlanıyorsun?”

Bu, çocuğunuzun özgüvenini geliştirir ve onu yaptığı şey hakkında konuşmaya davet eder.

Küreğini almaya çalışan çocuğa kum atarsa

“Hayır Kum atmamalısın. Kum atmak incitir. Ayşe’ ye ben kürekle oynuyorum, işim bitince alabilirsin de” deyin.

Onun özgüven geliştirmesine yardımcı oluyorsunuz ve ona kendi kendine ayakta kalabileceği kelimeleri veriyorsunuz.


Çocukların özbilinçlerini geliştirerek kendilerini tanımaları, onların duygularını kontrol etmelerine yardımcı olur. Kendini tanıyan çocuk, içinde yaşadığı durumdan haberdar olur ve neyi, ne zaman ve nasıl hissettiğini anlar.

Kendilerini tanıyan çocuklar gerçeklerden kaçmazlar, kötü ruh hallerinden kolaylıkla çıkabilirler. Hislerini adlandırmak o hislere sahip olmalarını sağlar. Bu çocuklar korku, hayal kırıklıkları, heyecan ve kıskançlıkları hakkında konuşabildikleri gibi başkalarının hislerini anlayarak onların içinde bulundukları durumlarla ilgili tahminler yürütüp onların halinden de anlarlar.

Kendilerini tanımayan çocuklar hislerinin içinde kaybolur ve ezilirler. İç dünyaları ile dış dünyalarında olup bitenin farkına varamamak, anlayamamak onların hisleriyle inançları ve davranışları arasında uyumsuzluğa yol acar. Başkalarının içinde bulundukları durumları ve hisleri fark edemiyor olmaları yalnızlık hissine yol açar. (kendini böyle hisseden tek kişi benim) Kendisini anlayamayan çocuk hayatını kontrol edemez ve başkaları tarafından kolaylıkla yönlendirilir.


Tarih: 16:10, 13/3/2007 Kategori: cocuk
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->