Gözler ıslanmadıkça gönüllerde gökkuşağı oluşmaz...

Hakkımda

Eskiden yeterdim kendime Artardım bile Şimdi ne yapsam nafile! ... Ve Kim demiş 'can eskimez' diye Bu can tedirgin tende Can da eskimiş Ben de..


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* http://www.esselam.net/index.php
* http://www.iskenderpasa.com/
* http://www.hanimefendi.com.tr/index.php

Kategoriler


Arkadaşlarım


rindiseyda
lfcnet
bintisahra
yolcuhsyn
turkuaz37
benar
islamneguzel
islamisiteler
abdullahvaris
abdullahca
bahardali
dilefkar
delaledilemin
yasaminanlami
avonsitesi
sonsuzlukkervani
djazemimm87
gullerinkalbi
ceydacc
Sevgi Penceresi
serol43
xnidanurx
Hasan Beyan
keremcem06
avonla
timozkaya
mevlana1
gullerinkalbi2
rindiseyda1

Insanin Kişliğinin Oluşumu Ve Ilerisi

 

İnsan bio psiko sosyal varlıktır ve kişiliğinin gelişimi ve oluşumu bu anlattığım üçleme içinde olur.İnsanın kişiliği 2 yaşıyla 7 yaşı arasında çok ciddi gelişme kaydeder ve en son 21 yaşında tamamlanır...yazdıklarımın bu kısmı akademik bilgilerdir yani benim parlak fikirlerim değil:) yani demek oluyorki bir kimse 21 yaşından önce kişilik anlamında ne aldıysa ondan sonra da öyle gider..Tabi insan hayatının her döneminde yeni kimlikler elde edebilir örneğin: avukat, hakim doktor,olabilir yahut saygın bir iş adamı olabilir..Ama kişiliğinde ciddi bozukluklar varsa ve kendine özgü bir duruş elde edememişse ,,,,,, mecburen varlığını kimlikerini ön plana çıkararak ortaya koyar..Hepimiz hayatımızın çoğu döneminde bu tiplere şahit olmuşuzur.Adam doktor dur ve sadece doktorluğuyla vardır otururken kalkarken yürürken her fırsatta bu kimliğini ortaya koyar çünkü elinde başka kayda değer kimliği yoktur..Yahut Kabadayı takılan ve en acınası tipler vardır.Bunların kıyafetlerinden tut bakışları konuşmları yürüyüşleri hep agresif kişiliklerini ortaya koyacak şekilde ayarlanmıştır...Çünkü adamın elinde başka bişeyi yok onun elinden kabadayılığını, doktorluğunu yahut neyse o kimliği, onu elinden aldığın zaman geriye ona hiç birşey kalmıyor...Hatta askeriyeden emekli olan, Komserlikten emekli olan bazı kimseler intihar teşebbüsünde bile bulunurlar çünkü ellerindeki varlığını ortaya koyabileceği tek şey artık yoktur..Ama insan hayatta mecburen varlığını bir şekilde ortaya koymak zorundadır, her fiil her hareket bir varlık göstergesidir.Kendi kişiliği eksik ve yetersiz olduğundan nasıl bir duruşu olmasını istiyorsa onu ordan burdan yarım yamalak taklit ederek kendine rol bir kişlik oluşturur.Bu da onu iç aleminde kendine saygı duymayan herşeyiyle kendini yalancı bulan bir adam haline getirir...Şiimmdiii gelelim en civcivli bölüme; Allah ü zülcelal insanı yaratırken ona Fıtri olarak birçok meziyet ihsan eder kendisinin çalışıp çabalamadan ellde ettiği bu değerler tamamen yüce Rabbimizin ona bir lütfudur..Fakat insan kişliğinin gelişme döneminde bu meziyetleri biolojik psikolojik ve sosyolojik gelişme şartlarına bağlı olarak ortaya koyamazsa daha açığı merhametli bir fıtratı olduğu halde sosyal çevresinden yada kültüründen gelen merhametsizlik dayatması onun bu özelliğinin üstünü örter tabiri caizse atıl duruma düşürür.Mesela yılarca türkiyede Deli kadir filmleri yılmaz güney filimleri vs geçer "Ben affetmem" yada "erkek adam acımaz" gibi saçma sapan sloganlarla onun bu merhameti bastırılmış olur..Daha bunun gibi sayısız örnek verebilrim.Yada Allah ın ona verdiği cömertlik Fıtratını yetişme bozukluğundan ötürü kerizlik olarak algılayıp cimriliğe değiştirebilir...Açıkcası demek istediğim Allah bizi kişilikli şahsiyetli ve kendine özgü bir duruşu olabilecek bir kul biçiminde yaratıyor fakat bizler bunu az önce anlattığım nedenlerle zayi ediyoruz..ister 21 ister 51 yaşında olsun insan Tasavvufla tanışınca yada kendisini Allah a yaklıştıracak başka bir yol bulunca geçmişten bu güne o (üstü örtülmüş meziyetlerin hepsi) zikirle amelle ahlak mücadelesiyle ve en önemlisi Şeyhın tasarrufu ile geri döner ve Kişilikli şahsiyetli Arslan gibi bir duruşu olan birey çıkar ortaya...Ahlaktan amelden islamdan uzak bir kültürde yetişmiş adamdan başka ne beklenir tabi elde ettiği ilk kilmliğine yapışacak ne yapsın ki başka? O halde durum değişti nasıl ?islam ahlakını yaşayan yeni yeni kimlikler elde eder ve bunların hepsinin birleşmesinden kişilik ortaya çıkar...İslam sadece bazı ameller yapınca cennet kazandıran yada cuma dan cumaya hocanın anlattığını uygulayabileceğimiz bir din değildir! İslam çok ince ve muazzam muhteşem ayrıntıları olan bir dindir.....Mesela ben şahsım adına şunu söyleyim Bir tasavvuf müdavimi olarak günah sevap kavramına genelden farklı baktığımı düşünüyorum...Şöyleki; yukarıda anlattığım şu kabadayı tiplemesi varya mesela onlardan birisiyle yolda karşılaşsam ve kavga etmek durumunda kalsam...Bir tasavvuf müdavimi olarak şöyle düşünürüm ben bu adamı alt edersem geriye ona hiçbir şey bırakmamış olacağım..eğer o benden dayak yerse sadece canı acımayacak elindeki tek kimliğinide kaybetmiş olacak..diye düşnüp sabretmeyi doğru bulurum..Zaten Allah ta mahşer günü onu niçin yumrukladın derken onun kimliğini kişiliğini de mahvettin diyecektir...Kişiliği yıkmak ta yumruklamaktan yada bazen öldürmekten bile beter olabiliyor.. Demek istediğim islam hayatın her alanında her zerresinde yaşanacak bir dindir...Tasavvufta olayların psikolojik açıdan değerlendirilmesi daha geniş açıdan bakmayı öğrenme sanatıdır...Her ameli tasavvufi bakış açısıyla değerlendirdiğimizde muhteşem şeyler ortaya çıkıyor...Az önce forumda bir yazı okudum şeyhlerin eli ayağı öpülürmü diye
senin kimliğini kişliğini şahsiyetini hayyataki duruşunu maneviyatını yukarıda anllattığım şekilde sihirli deynek dokunmuşcasına değiştirmiş bir Allah dostuna kurban olunur.Sufilerin aşırı muhabbetleri aslında bundan dolayıdır...Sana iki cihanda yüksek makam elde etme olanağı sunan bu Allah dostlarının yolunda ölünür...Tabi bu anlattıklarımın hepsinin %90 benim fikrimdir..Karşı çıkmakta yada eleştiri getirmekte herkes özgürdür...Ama bana öyle geliyorki Akıl sahibi her kişi Allah dostlarının hayatımızdaki bu muhteşem değişimlere sebeb olmasını hayranlıkla karşılayacaktır....Yinede eleştirilerinize açığım....Yazıları kaynaksız ve paldır küldür yazdığım için kusurum olmuşsa affola...Dualarda ümmetce beraberiz, Allah hepimizden razı olsun inşallah.........

Tarih: 16:13, 13/3/2007 Kategori: cocuk
Yorum (14) | Yorum yaz | Bağlantı

çocuk eğitimi

Duyguları Tanımak (Özbilinç):

Kendini tanımak: Güçlü ve gelişmeye açık yönleri bilmek, duyguları tanımak, bu farkındalığı düşünce ve davranışlara rehber olacak şekilde kullanmak ve kendini açık bir biçimde ifade edebilmektir. Özbilinç sahibi bireyler, kendilerini tanır, kendileri hakkında iyi hisseder ve duygularının farkında olurlar. Bu kişiler, duygularını ifade edebilir; duygu, düşünce ve inançlarını güvenle dile getirebilirler. (Møller, 2000:36)

Çocukların hisleri ile davranışları birbirleriyle yakından ilişkilidir. Çocuklar doğru hissediyorlarsa doğru davranırlar. Peki doğru hissetmelerini nasıl sağlarız? Onların doğru hissetmelerini sağlamanın yolu onların hislerini kabul etmekle başlar.

Örnek:

“hayır gerçekten hissettiğin o değil”

“böyle olduğunu söylüyorsun çünkü yorgunsun”

“Üzülecek hiç bir şey yok bunda”

Çocuğun hislerini kabul etmemek ve sürekli reddetmek çocuğun aklını karıştırır ve onu kızdırır. Aynı zamanda hislerinin ne olduğunu anlayamayan çocuk hislerine güvenemez.

Eğer hislerle ilgili çocuklara yardım etmek istiyorsanız:

Dikkatlice dinleyin.“Himm”.. “Evet”... “Anlıyorum” gibi kelimelerle hisleri kabul ettiğinizi belirtin.Hisleri adlandırın (Bu sende hayal kırıklığı yaratmış)Gerçekleştiremediği yada elde edemediği isteklerini ona elinizden gelse hemen vereceğinizi söyleyin. (Keşke şimdi o istediğin muzlu pastayı senin için yapabilseydim.) (Faber ve Mazlish, 1980:9,27)

Yüksek EQ'lu Çocuk Yetiştirmek isimli kitabında Lawrence E. Shapiro, anne ve babasının son derece çekişmeli bir şekilde boşanmalarına tanık olan altı yaşındaki Martin'in hikayesini anlatıyor.

Hafta içinde Virginia'nın Richmond kentindeki annesinin evinde kalırken, babası hafta sonları uçakla Boston'a gelip kendisini görmesi için ısrar ediyordu. İki buçuk saatlik yolculuk sırasında Martinin ağzından tek tük laf çıkıyor ve her iki evine de ulaşır ulaşmaz yatıp uyumak istiyordu. Bu düzen iki ay sürdükten sonra, Martin mide ağrılarından şikayet etmeye başladı. Öğretmeni, onun okuldayken birileriyle çok nadir olarak konuştuğunu söylüyordu.

Velayet davasının bir celsesinde, Martin'in avukatı, "Her hafta sonu babanı ziyaret etmen konusunda ne düşünüyorsun?" diye sordu.

"Bilmiyorum," dedi Martin.

Kendi duygularını kontrol altında tutan avukat, Martin'i yönlendirmekten kaçınarak, "Peki, Boston'a gittiğinde babanı görmek seni mutlu ediyor mu?" diye sordu bu kez.

"Bilmiyorum," diye cevap verdi yine Martin, zor duyulan tekdüze bir ses tonuyla.

"Peki ya annen? Hafta içi onunla birlikte olmaktan memnun musun?" diye soran avukat, bütün mahkeme sürecinde Martin'den hep aynı cevabı alacağını anlamıştı.

"Bilmiyorum," dedi Martin yine; tavırlarında bildiğini gösteren bir şey de yoktu.

Çocuğunuzun, duygularını sözcüklere dökebilmesi, temel ihtiyaçlarını gidermesinin can alıcı bir parçasıdır, iki yaşındaki çocuğunuz siz markette bir arkadaşınızla konuşurken, eve gidip bir şeyler yemek istediği için sinirlenip bir öfke nöbeti geçirebilir; çünkü bu, ihtiyaçlarını gidermesini sağlayacak en kısa yol gibi görünür. Ancak beş yaşındaki çocuğunuz aç olduğunu ve sıkıldığını idrak edip bunları sözcüklerle ifade edebilecektir. Büyük olasılıkla, onun ihtiyacını bir bisküvi alarak giderebilirsiniz. (Shapiro, 2000:236)

Az önceki örnekte gördüğümüz gibi, henüz dil becerileri gelişmemiş olan küçücük bir çocuk hislerini sözcüklere dökmekte zorluk çeker ve bir öfke nöbeti geçirebilir. Beş yaşındaki bir çocuk ise gerekli dili edinmiştir, dolayısıyla da sözcükleri kullanma yeteneğine sahiptir. Çocuklarımızın duygusal bilinç kapasitesi ve hisleri hakkında konuşma yetenekleri neokortekslerinde bulunduğundan, doğal olarak bilişsel gelişimi izlerler. (Shapiro, 2000:237)

Çocuklarımızın, hisleri anlamaya ve iletmeye gelişimsel yönden hazır olmalarıyla bunu yapabilmeleri iki farklı konudur. Duygular hakkında konuşma kapasiteleri beyinlerine (bir gelişimsel ön programlama şeklinde) sıkıca yerleşmiş olsa da, çocukların bu yetiyi gerçekten kullanıp kullanamayacakları, büyük oranda içinde yetiştirildikleri kültüre ve özellikle, sizin onlarla, onların da birbirleriyle olan etkileşim tarzına bağlıdır. (Shapiro, 2000: 237)

Hislerin açıkça ifade edildiği ve tartışıldığı ailelerde ise çocuklar duyguları hakkında konuşmak ve onları iletmek için sözcük dağarcıklarını geliştirirler.Hislerin bastırıldığı ve duygusal iletişimin engellendiği ailelerde ise çocukların duygusal yönden dilsiz olmaları büyük bir olasılıktır. Psikoterapi, insanın diğer diller gibi, duyguların "dil"ini de herhangi bir yaşta öğrenebileceğini kanıtlamış olsa da, kendini en iyi ifade edebilen konuşmacılar, bunu küçükken öğrenenlerdir. (Shapiro, 2000:237)

Duyguları teşhis etmeyi ve iletmeyi öğrenmek iletişimin önemli bir parçası ve duygusal denetimin bir yanıdır. Ancak, başkalarının duygularını kabul etmek, özellikle yakın ve doyurucu ilişkiler kurmak açısından eşit derecede önemli bir Duygusal Zeka becerisidir. (Shapiro, 2000:237)

Çocuklarınızın duygular konusundaki bilgilerini arttırabilmek için yapabileceğiniz en iyi şey onlara duyguları öğretmektir. Kendiniz uyumlu olarak çocugunuza bebekliğinden itibaren duyguları öğretebilirsiniz. Uyumlu olmanın anlamı; çocugunuzun neler hissettiğini bilmek ve ona bunları aktararak onun da bilmesini sağlamaktır. Bunu yaptığınız zaman o duyguları üreten çocuğun beynindeki bağlantıların gelişimine yardımcı olursunuz. Yani bebeğinizin duyguları anlaması için beynindeki bağlantıları kurmuş olursunuz. Diğer bir deyişle duygusal zekasını geliştirirsiniz.

Uyumlu olabilmeniz için iyi bir gözlemci olmanız gerekir. Bebeğinizin yaptıklarını izleyerek ve söylediklerini dinleyerek kendinize şu soruları sorabilirsiniz.

Şu anda neler hissediyor?Nasıl tepki vermeliyim?Onu anladığımı ona nasıl bildirebilirim?

Bebeğinizle uyumlu olmak bir ayna gibi olmaya benzer bebeğinizin neler hissettikleri hakkındaki düşüncenizi geri yansıtmak. İşte yapabilecekleriniz hakkında size bazı örnekler.


Şayet Bebeğiniz

Şunları Yapabilirsiniz

Niçin önemlidir?

Size gülümserse

Siz de gülümseyin, başınızı öne doğru sallayın ve bebeğinizle konuşun.

Bu, bebeğinize diğerleri ile nasıl bağlantı kuracağını ve sizin onu ne kadar çok sevdiğinizi öğretir.

Ani ve yüksek bir gürültü ile irkilip ağlamaya başlarsa

Onu tutup, sırtını sıvazlayın ve “ne büyük gürültü, endişelenme sana hiçbir şey olmasına izin vermeyeceğim” deyin.

Bu, bebeğinize güvende olduğunu ve onun nasıl hissettiğini anladığınızı gösterir.

Bir köpek yavrusu görür ve heyecanlanırsa

Kendinizin de heyecan-landığını gösterin ve “hey, minik köpeğe bak, ne kadar tatlı” deyin.

Bu, bebeğinizin dünyayı keşfetmeye olan ilgisini arttırır ve neşe hissini güçlendirir.

Bir yabancıyı (sizin tanıdığınız) görür ve korku içinde çığlık atarsa

Bebeğinizin yanında olun, ona yeniden güven vererek yabancı kişi ile tanıştırın

Bu onun diğerlerine karşılık vermeyi öğrenmesine ve diğer insanlarla ilgili korkularının üstesinden gelmesine yardımcı olacaktır.


Çocuğunuzun büyüdükçe daha çok duygu kelimeleri öğrenir ve dolayısı ile hissettikleri hakkında daha fazla konuşabilirsiniz. Güçlü duyguları hissettiği zaman yumruğu yerine kelimeleri kullanan öz kontrolü yüksek çocuklar yetişiyor demektir. Nasıl hissettiklerini bilirler ve bunu diğerlerine de yansıtırlar.


Şayet çocuğunuz

Şunları yapabilirsiniz

Niçin önemlidir?

Onu kreş/ Çocuk bakım merkezine götürdüğünüzde ağlarsa

Birkaç dakika onunla beraber kalın. Onun yapacak bir şeyler bulmasına yardım edin. Ona “Burada güvende olacaksın. Ben gittiğim zaman Aslı sana bakacak. Tekrar gelip seni eve götüreceğim” deyin.

Çocuğunuzun yeni bir yer/ortamda kendini iyi hissetmesi için zamana ve sizin tekrar gelip onu alacağınıza dair güvene ihtiyacı vardır.

Çizdiği resmi gururla size gösteriyorsa

Resme acele etmeden bakın ve yorumlarda bulunun “Bu resmi çizmek için çok çalıştın. Söyle bakalım en çok ne çizmekten hoşlanıyorsun?”

Bu, çocuğunuzun özgüvenini geliştirir ve onu yaptığı şey hakkında konuşmaya davet eder.

Küreğini almaya çalışan çocuğa kum atarsa

“Hayır Kum atmamalısın. Kum atmak incitir. Ayşe’ ye ben kürekle oynuyorum, işim bitince alabilirsin de” deyin.

Onun özgüven geliştirmesine yardımcı oluyorsunuz ve ona kendi kendine ayakta kalabileceği kelimeleri veriyorsunuz.


Çocukların özbilinçlerini geliştirerek kendilerini tanımaları, onların duygularını kontrol etmelerine yardımcı olur. Kendini tanıyan çocuk, içinde yaşadığı durumdan haberdar olur ve neyi, ne zaman ve nasıl hissettiğini anlar.

Kendilerini tanıyan çocuklar gerçeklerden kaçmazlar, kötü ruh hallerinden kolaylıkla çıkabilirler. Hislerini adlandırmak o hislere sahip olmalarını sağlar. Bu çocuklar korku, hayal kırıklıkları, heyecan ve kıskançlıkları hakkında konuşabildikleri gibi başkalarının hislerini anlayarak onların içinde bulundukları durumlarla ilgili tahminler yürütüp onların halinden de anlarlar.

Kendilerini tanımayan çocuklar hislerinin içinde kaybolur ve ezilirler. İç dünyaları ile dış dünyalarında olup bitenin farkına varamamak, anlayamamak onların hisleriyle inançları ve davranışları arasında uyumsuzluğa yol acar. Başkalarının içinde bulundukları durumları ve hisleri fark edemiyor olmaları yalnızlık hissine yol açar. (kendini böyle hisseden tek kişi benim) Kendisini anlayamayan çocuk hayatını kontrol edemez ve başkaları tarafından kolaylıkla yönlendirilir.


Tarih: 16:10, 13/3/2007 Kategori: cocuk
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ÇOCUĞU ANLAMAK





 



BEBEĞİN TEMEL GIDASI

Anne Sütü: Bebeğin büyüme özelliklerine ve ihtiyaçlarına en uygun gıda anne sütüdür. Zaruri durumlar olmadıkça anne sütünden vazgeçilmemelidir. Bu konu üzerinde peygamberimiz hadisi şeriflerinde bebek anne sütünden mahrum edilmemeli, ondan daha hayırlı süt yoktur buyurmuşlardır.

Anne Sütünün Oluşumu: Doğumdan sonra anne beyninde bulunan Hipofiz adlı salgı bezinden salgılanan prolakdin adlı maddenin uyarısıyla annenin memelerinde süt yapımı başlar. Bebeğin memeyi emmesi sırasında beyindeki merkezden oksitosin denilen hormonun salgılanmasıyla süt kanalları kasların kasılmasıyla kasılmasını sağlayarak sütün dışarı akmasını sağlar. Memeden geçen her 300 mililitre kandan 1 mililitre süt oluştuğu hesaplanmıştır.

Anne Sütünün İçinde Neler bulunur: Anne sütünün içinde bebeğin ihtiyaçlarına cevap verebilecek oranda şeker, protein, yağ, madensel tuzlar ve vitamin bulunur. Anne sütünün faydaları sayısızdır. En belli başlıları ise kolay sindirilmesi, ishal, kabızlık, gaz sancısı gibi rahatsızlıklar daha az olur. Bebek hastalıklarından çocuk felci, solunum ve bağırsak hastalıkları daha az görülür. Anne sütünde demir, kalsiyum ve D vitamini bulunduğundan bebekte kansızlık ve kalsiyum eksikliğiyle ilgili kemik zayıflığı görülmez. Beynin gelişmesine lüzumlu olan yağ asidi anne sütünde daha fazla bulunur. Bebeğin anne sütüyle beslenmesi anne ile çocuk arasında psikolojik bir yakınlıkla manevi yönde de gıdasını alır.

ÇOCUĞUN SÜTTEN KESİLMESİ

Çocuğun sütten kesilmesi dinimizde Kur'an-ı Kerim'de Ahkaf ve Lokman surelerinde 30 ay ile iki yıl arasında belirlenmiştir. bakara suresinde iki yıl olarak hükme bağlanır. Anne ve babanın anlaşarak daha önce de sütten kesmeleri halinde sorumlulukları yoktur. Vaktinden önce bebeğin sütten kesilmesi çocukta uykusuzluk, heyecan, kızgınlık, iştahsızlık ve kusma gibi durumlar meydana getirebilir, çocuğa alıştırarak kademeli olarak sütten kesmelidir. Yolculuk, iş çıkarma, koruyucu aşı zamanlarında sütten kesmemelidir. Sütten kesilen çocuğun bir yıl içinde demir eksikliği olacağından ara sıra yağsız et, yeşil sebzeler verilmeli sağlık yiyeceklerden, pirinç; patates, meyve verilmeli, ayrıca bir yiyecek günlüğü tutmanın faydası vardır.

ÇOCUĞUN SAĞLIĞI İÇİN YETERLİ UYKU ŞART

Yeni doğan bebekler günün büyük bir kısmını uykuda geçirir. İlk iki ay süresince 16-18 saat uyurlar. Bazan uykusu geldiği halde huzursuzlaşır. Yemekten önce ağlarlar. Bunlar normal sayılmalıdır, fakat bir rahatsızlığı olup olmadığı araştırılmalıdır. Bezinin kirli olması, bir yerinin ağrıması, üşümek veya terlemek gibi rahatsızlığı varsa ortadan kaldırılmasıyla rahat ve normal olarak uyur. İlk aylarda gaz sıkıntıları olacağından kucağa alıp gaz sıkıntısından kurtarmalıdır. İyi bir uyku alışkanlığı kazandırmak için, belli saatlerde odasının havalandırılarak kendi kendine uyumaya alıştırılmalıdır.

Çocuğun uykusunun sünnete göre tanziminde ise, çocuklar sabah namazında uyandırılmalı kerahat vakti çıkıncaya kadar uyku uyumalarına müsaade edilmemeli, yatsı namazına kadar yatırılmamalıdır. Çocuğunuz uykuya dalmakta zorluk çekiyorsa bunun sebepleri araştırılmalıdır. Çoğu zaman organik bir hastalığın belirtisi olabilir. Yeni doğan bebekler zamanının beşte dördünü uykuda geçirir. Uykusuzluğun başlıca sebepleri ateş, karın ağrısı, kulak ağrısı, açlık ve öksürük olabilir. Çoğu zaman azarlanan ve dövülen ailedeki kavgalara şahit olan çocuklar kolaylıkla uyuyamaz, uykusuzluk çocukta sert mizaç geliştirir.

Uykusuzluğa karşı ebeveynlerin alabileceği tedbirler ise yatmadan önce çocuğa korkulu masallar anlatmamalı, uyku kaçıracak oyunlar oynamaması sağlanmalı, aile içi kavgalar çocuk önünde yapılmalıdır. Yatmadan önce bir bardak süt uyumasını sağlayabilecektir.

ÇOCUKTA İŞTAHSIZLIK PROBLEMİ

Çocuklarda iştahsızlık sebebi olarak ateşli hastalıklar sarılık, nezle, grip, sinir hastalıkları, düzensiz yemek, çocukta iştahsızlık yapabilir. Bu durumda sevdiği ve yenmesi kolay yemeklerle beslemeli, fazla ısrarcı olunmamalıdır.

Üzüntü ve kaygıda çocuklarda iştahsızlık yapabilir. İştahsızlık karşısında alınabilecek tedbirler ise bir hastalığa bağlı iştahsızlık götürülen bir hekimin tavsiyelerine uymakla mümkündür. Sofrada çocuğa baskı ve abur-cubur yemesini önlemekle, sofrada samimi bir hava estirmekle kötü haber konuşmamakla, kardeşler arasında ayırım yapmamakla ve damak zevkini yemekler çocuğun yemesini sağlayabilecek tedbirler olarak düşünebiliriz.

ÇOCUKLARDA BÜYÜME GELİŞME

Çocuğun ilk yılları büyüme ve gelişmesinin en hızlı olduğu dönemlerdir. Çocuğun bakımı çocuğun sağlıklı gelişmesini sağlamaktır. Yeni doğan çocuk doğumdan 4-6 hafta sonra süt çocuğu özelliğini alır. Yenidoğan çocuk ortalama 50 cm boyundadır, bundan bir kaç cm eksik veya fazla olabilir. İki yaşını bitiren çocuk oyun çocukluğu dönemine girmiştir. 6 yaşını bitiren çocuk ise okulu çocuğu çağındadır. Çocuk doğduğunda 270 kemiği vardı. Normal çocuklarda kemik olgunlaşması belirli yaşlarda belirli aşamalara ulaşır, buna kemik yaşı denir. Ergenlik çağında kemik sayısı 350'ye ulaşır tam gelişmiş vücutta bazı kemiklerin birleşmesiyle 206 kemik bulunur.

Kas gelişimi: Bebeğin kas ağırlığı tüm vücudun %23 kadarken 15 yaşına doğru %33'e, 20 yaşına doğru bu oran %45'i bulur. Kaslar sinir sistemi ile aynı paralellikle gelişir. Diş gelişimi ise çocuğun çıkan ilk dişlerine süt dişleri denir. Bunlar 20 tanedir. İlk çıkan dişler alt orta kesicilerdir. Çocuk 7 yaşına geldiğinde süt dişleri düşer, kalıcı dişler çıkar, çocuk 12 yaşına geldiğinde 28 tane kalıcı dişi vardır.

İlk Aylarda: Çocuk ilk ayda ışık kaynağına bakar, zil sesine tepki göstermek, Avucuna konan parmağı tutmak gibi özellikler gösterir. 2. ayda dolaşan birini takip eder kendi kendine sesler çıkarabilir. İlk aydan 24. aya kadar çocuk aşamalar halinde ismini öğrenmekle beraber sandalyeye tutunmak, oyun yapmak, emeklemekten tutun yürümeğe kadar gelişim sürecini tamamlamağa çalışır.

İKİNCİ BÖLÜM

DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Kardeşler Arasında Geçimsizlikler: Ailenin çocuklar arasında ayırım yapması çocukları geçimsizliğe ittiği görülmektedir. Kardeşler birbirinden farklı karaktere sahip olabildiği gibi ailenin birini diğerinden üstün tutması ona farklı davranması diğerinde karakter bozukluğuna sebebiyet vermektedir. Aralarındaki bir anlaşmazlığa kendi aralarında çözümlemeleri sağlanmalıdır.

ÇOCUK VE KORKU:

Aile açısından kolay bir yol olduğu için kullanılan korku çocuğun geleceğini etkilemektedir. Korkunun bazı belirtileri ise kalp ve nabız atışlarına artış, mide kasılması, nefes alıp verme düzensizleşir, kan deri yüzünden çekilir, yüz sararır.

Çocuklar neden korkar?: Okul çağındaki çocuklar sınavdan korktuğu gibi, ana babanın hasta olmasından, vahşi hayvan, yangın, karanlık gibi sebepleri de sayabiliriz. Korkuyu yenebilmek için en iyi çare onu doğrudan ele almaktır. Hayvandan korkan çocuğu hayvanı sevdirmek gibi yollara başvurmaktır.

ÇOCUK VE YALAN:

Çocuk doğuştan yalancı olmaz, yanında sık sık yalan söylenmesi ve baskı altında yalan söylemeğe sebebiyet vermemek, en iyisidir. İslamiyet yalanı tasvip etmemiştir. Çocuğun yalan söylemesinin önlenebilmesi çocuklara İslami bir terbiye vermekle mümkündür. Onların yanında büyüklerin yalanlarını söylememeli ve yalan söyleyene mükafat kabilinden davranışlardan kaçınılmalıdır.

SOLAKLIK ÖNLENEBİLİR Mİ:

Solaklığın sonradan edinilen bir alışkanlık olduğunu Dr. A Blau Ana el kitabında bazı deliller ileri sürmüştür. 1860 yılında Broca solaklığın beyin ile ilişkisi olduğunu beyan etmiştir. İnsan beyninin iki yarım küreden ibaret olduğu, sağ taraftaki organları sol küreden idare edildiği söylenmektedir. Sağ elle kullanma zorlanan çocukların geçici bir süre kekemelik gösterdiği görülmektedir. Kazalarda sol eli kullananların daha fazla kaza yaptığı belirtilmektedir. Solak çocuklara yardımcı olabilmek için sağ ellerini kullanmaları teşvik edilmelidir. Sünnette de tavsiye edilen sağ eldir. Hadisi şerifte bu konuya dikkat çekilerek peygamberimiz sağ elinizle yiyin ve içiniz demiştir.

ÇOCUKLARDA ÖFKE NÖBETLERİ:

Çocukların öfke nöbetleri, ailelere bazı mesajlar vermektedir. Öfke nöbetlerini işaret olarak kullanan çocuklar ailenin kendilerini yatıştıracağını bildikleri için öfkelenirler. Çocuğun aç ve susuz yorgun olması fizyolojik ihtiyaçları karşılanmayan çocuklar bu durumu giderinceye kadar öfkelenirler, çocuklara sık sık cezalar ve gururunu rencide edici davranışlar çocuğun öfkelenmesine sebebiyet verir. Öfke nöbetlerini önlemek için sıkıntı veren rahatsızlıklardan korunmak haksız yere ceza verilmemeli, arkadaşları arasında ayırım yapılmamalı, öfkenin zayıflık belirtisi olduğu kadar kuvvet belirtisi olduğunu da söylemek durumundayız. Öfkeli çocuklar oyuna ve teskin edici durumlara yönlendirip kendine güven sağlanması sağlanmalıdır.

ÇOCUKTA TUVALET TERBİYESİ

Çocuğa tuvalet terbiye verebilmek için en uygun zaman bir veya bir buçuk yaş arasıdır. Bu dönem çocuğun yürümeye başladığı zamandır. Çocuk bir yaşın altındayken tuvalet ihtiyacını farkedemez. Çocuk tuvalet ihtiyacını hissettiği zaman bazen düşünceli, bazen de abdest mahallini tutarak belirtir. bu zamanda çocuğa baskı yapmak sinirli olmasına yol açar. Tuvalet eğitiminde önemli faktörlerden birisi de mesafe kontrolünün farklı dönemlerde edinilmesidir. Bu konuda ebeveyne tavsiyeler ise çocuğa hem yemekten sonra ve yatmadan önce yataktan kalktıktan sonra çocuğa oturağa oturtulmalı ve oturak rahat olmalıdır. Bu hususta baskı uygulanmamalıdır. Kesinlikle azarlanmamalıdır, bu denemeler sonuç vermezse vaktin erken olduğu düşünülmelidir.

BEBEKLER NİÇİN AĞLAR?:

Bebeğin ağlaması onun bir rahatsızlığını belli eder. Bebekler 3-4 haftalık oluncaya kadar gözünden yaş gelmez ve sadece bağırır. Ağlamasının veya bağırmasının sebepleri ise aç olması, altının ıslak olması, karnının ağrıması, hazımsızlık, yorgunluk, bir yerine iğne veya bir şeyin batması, karanlık, hareketlerini kısıtlayacak şekilde fazla giyinik olması, diş çıkarma döneminde bulunması gibi sebeplerden başka sevilmek arzusu bebeğin ağlama sebepleridir. Bu durumda ağlama sebepleri araştırılıp, kucağa alınıp gerekli ilgi gösterilmelidir.

BEBEKLER İÇİN KORUYUCU TESTLER:

Yeni doğmuş bebekler muhtemel bir hastalığa karşı doğumdan sonra yapılan muayenelerdir. Doğumdan sonra 5-10 gün sonra muayene yapılmalıdır. Doğuştan olma kalça çıkığı ve fenilketonri denilen zeka geriliği için Guthrie Deneyi yapılmalıdır. Çocuğa yapılabilecek testlerden birisi de idrar muayenesidir. Kanda aşırı derecede birikmiş bulunan oksijenin körlüğe sebebiyet verecek fibroplozi adı verilen durumunun önlenmesi gibi bir çok sıhhi testlerin uygulanması gereklidir.

ÇOCUKLAR İÇİN KORUYUCU AŞILAR:

Çocuk sağlığı için gerekli bir aşı takvimi uygulanmalıdır. Buna göre tüberküloz, boğmaca, difteri, tetanoz, çocuk felci, çiçek, kızamık, kızamıkcık, kabakulak ve tifo aşısını yaptırmalı ve çocuğun sağlığı için bütün tedbirler zamanında olmalıdır. Hoşa gitmeyecek durumların meydana gelmemesi için üzerinde önemle durulmalıdır.

AŞIRI HAREKETLİ ÇOCUKLAR:

Çocuğun aşırı hareketli olması, çocuğun yerinde duramaması bir sorunu var demektir. Tıp dilinde bu çocuklara Hiperkinetik çocuk denilmektedir. Bu çocuklarda zeka üstün orta ve geri olabilir. Aşırı hareketlilik okulda ve evde bazı baskılara maruz kalması sebebiyle çocuğun hareketlilikle dışa vurmasıdır. Aşırı hareketliliğin belirtileri saklanmak, kaçmak, asi olmak, kavga etmek, uyumsuz davranışlarda bulunmak gibi durumlardır. Bu durumlar çevresini de rahatsız ederler. Zeki olmalarına rağmen bazıları toplum dışına itilmektedir. Araştırmalar neticesinde beyindeki bazı maddenin oranlarının değişik olması hareketliliği meydana getirmektedir. Bunun tedavisi için, Hekim pedagog psikolog sosyal hizmet uzmanları ile aile ve öğretmenlerin de bu tedaviye katılmaları önemlidir. İlaçla tedavi ise bir uzman tarafından yapılmalıdır.

SIKILGANLIK ÇOCUĞUN BAŞARISINI ETKİLER:

Sıkılgan çocuklar çekingen davranırlar. Cümle kurmakta zorlanır ve fazla duygusaldır. Bildikleri bir şeyi söylemeğe cesaret edemezler. Çocuğun sıkılgan olma sebepleri ise kendi başına iş yapmasına izin verilmeyişi, ölüm, boşanma gibi sebeplerle sevgine mahrum olması, sakatlık gibi bir şekil bozukluğu sıkılgan olma sebepleri, bunu önlemek için öncelikle çocuğunu kendine güven duymasını sağlamak, okumaya teşvik, kabiliyetine göre sorumluluk verilmesiyle önleme yoluna gidilebilir.

ÇOCUKTAKİ SALDIRGAN DAVRANIŞLAR ÖNLENEBİLİR Mİ?:

Çocuğun saldırgan olup olmadığı davranışlarına bakılarak karar verilir. ruhi sorun ve çevresiyle uyum sağlayamayan çocuklar saldırgandır. Sebepleri ise; çocuğun üzerine fazla düşme, aile fertlerine saygısızlık, annenin rolünü az bulmaktır. Ana okuluna, eşya kırma ilkokulda arkadaşlarına saldırma, serbest yetişmiş çocukla saldırgan olma sebeplerindendir. Saldırgan davranışları önlemek için saldırganlığın hoş olmadığı anlatılmalı, her fırsatta eğitilmelidir. Her isteği yerine getirilmemelidir. Her isteği yerine getirilirse onu bir vasıta olarak kullanabilir:

BİR TÜR KONUŞMA BOZUKLUĞU: KEKEMELİK

Konuşma akışında telaffuz duraklaması şeklinde ortaya çıkan bozukluğu kekemelik diye tanımlayabiliriz. kekemelik büyük oranda ruhi sebeplere dayanmaktadır. Aşırı heyecanla ilgisi büyük önemli sebeplerden birisi de ailenin çocukla iletişimidir fazla baskı çocuğun konuşmasına izin vermeme gibi sebeplerdir. Bu çocuğun kendine güvensizliğine, arkadaş ilişkilerinin bozulmasa okuldaki başarısızlığına sebep olabilir. Bunun fiziksel bir özellikten mi, ruhi bir rahatsızlıktan mı kaynaklandığı belirlenmeli ve gereken yapılmalıdır.

TİKLERİN YOK EDİLMESİ MÜMKÜN MÜ?:

Tik bir kas kümesinin katıldığı tepki ya da hareketi hiçbir amacı olmadan içten gelen zorlamalarla istek dışında yapılan harekettir. Kanner'e göre belirgin özellikleri ise Huzursuz, Hassas, alıngan, bencil, yılgınlık ve kolayca yorgunluk gösterir. Başlıca sebepleri sıkı disiplin uygulanan hareketini izin verilmeyen çocuklarda hem gözünü oynatışına gerilimden kurtulma isteğini belirtir. Nasıl yok edebiliriz? Bunun için huzurlu bir ortam sağlamalı hareketlerinden dolayı baskı yapmamalı sorunlarına inilmeli ve gerekli endişeleri azaltılmalı, ilaç tedavisi ile hekim reçetesiyle uygulanmalıdır.

ÇOCUK TIRNAKLARINI MI KEMİRİYOR

Tırnak yeme daha çok sinirli ve endişeli çocuklarda görülen ailenin baskısı ve sert öğretmenin etkisine kalan çocuklara görülür. Önlenebilmesi için bu tırnak yemeye iten sebepler ortaya çıkarılmalıdır. Buna göre çare ve tedavi uygulanmalıdır. Tırnak yemenin kötü bir alışkanlık olduğu anlatılıp kendine inandırılmalıdır.

ÇOCUKTA PARMAK EMME:

Çocuğun emme isteğinin çeşitli sebeplerle vaktin öne sona erdirilmesi çocuğun psikolojik ihtiyacı parmak emmekle giderdiği bir durumdur. Emzirilen bebeklerde parmak emme isteği yeterince doyurulmayan bir çocukla başlangıçta görülen emme alışkanlığı zamanla başka hareketlerde eşlik edebilir. Saçını çekebilir. Lorenze göre parmak emme davranışı stres durumunda ortaya çıkan bir yer değiştirme hareketidir.

Çocuğu parmak emmekten vazgeçirebilmek için en iyi tedavi yolu, çocuğun ilgisini başka yere çekmek ve kendisine telkinlerde bulunmak ve onun anlayabileceği bir şekilde anlatmak olacaktır.

ÇOCUĞUNUZ OKULA GİTMEKTEN KORKUYOR MU:

Çocuğun okul korkusu bir endişe sebebiyle okula gitmeyi reddetmesi, bu konuda isteksiz görünmelidir. Kimi çocuk okula gitmemek için evde oyalan bazen de bir hastalık uydurur. Biz buna okul korkusu diyoruz. Okul korkusunun sebepleri ise, evden uzakta olma, anne şefkatinden uzakta bulunma, öğretmen öğrenci ilişkisi başarılı olamıyorsa bu da okul korkusunun sebeplerindendir. Çocuğun okuldan korktuğunun başlıca belirtileri okul korkusu olan çocukların mide bulandırıcı, karın veya baş ağrısı şeklindedir. Elinden tutulup okula götürüldüğünde ağlayarak gider. Evde kalan çocuk bir süre sonra yatışır. Okul korkusu karşısında alınacak tedbirler ise aile çocuğa soğuk-kanlılıkla yaklaşmalıdır. Dişi ağrıyan kimsenin dişçiye gitmekten korkması ne kadar yararlı olursa çocuğun evde kalması da aynı şekilde olur.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ÇOCUK EĞİTİMİ VE KARŞILAŞILAN PROBLEMLER

Hepimizin Ortak İhtiyacı; Sevgi: Çocuklardaki sevgi ihtiyacını hiçbir dönemde ihmal edilmemeli ve esirgenmemelidir. Çocuğun en önemli psikolojik ihtiyacı içten sevilmektir. Sevginin eksikliği kadar aşırısı da tehlikelidir. Sevgiyi açığa vurmamanın bir çok yolları vardır. Sıcak bir bakış, bir gülüş gibi kolaylıkla sevgi belirtilebilir. Dinimizde bile sevginin ayrı bir önemi vardır. Bir hadisi şerifte “Biriniz mü'min kardeşini sevdiği zaman sevgisini ona bildirsin” denilmektedir.

SEVGİDEN SONRA ÇOCUĞUN EN ÖNEMLİ İHTİYACI OYUNDUR

Oyun çocuğun duygularını, özlemlerini, kokularını, kısacası iç dünyasını yansıttığı bir tiyatro sahnesidir. Oyunun çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve yetmesinde önemli bir etkendir. Oyun yoluyla çocuk duygularını ve ihtiyaçlarını ifade imkanı bulur. Oyunun sünnette de yeri olduğunu ilgili rivayetler incelendiğinde görülmektedir.

Bunlar gayeli ve hoş vakit geçirici oyunlar olarak sınıflandırılmaktadır.

KADININ ÇALIŞMASI, ÇOCUK ve BAZI MESELELERİ

Kadın şerefli bir mahluktur. İslam dini kadının toplumda önemli bir yeri olduğunu belirtir. Bir hadisi şerifte peygamberimiz “Hangi bir ana evinde oturur ve çocuklarının terbiyesi ile uğraşırsa o ana cennette benimle beraberdir.” denilmektedir. yapılan araştırmalar ülkemizde çalışan kadınların büyük çoğunluğunun ekonomik sıkıntı ile çalışma mecburiyetinde olduğunu belirtmektedir. Maalesef çalışan kadınlara büyük tuzaklar kurulmaktadır. Bunlardan birisi de modadır. Moda altında evvela kadının yuvasını yıkmak, aile yuvasından ayırmak, kadının maddi güzelliğini ortaya koyarak onu orta malı haline getirerek aileyi yıkmaktır. Güzellik yarışmaları adıyla çağdaş cariye pazarlarının büyük coşkuyla televizyonlarda gösterilmesiyle kölelik anlayışını egemen kıldırdığını ortaya koymaktadır. Kadın erkeğe göre daha zayıftır. İş görme kapasitesi erkeğinkinden %30 daha azdır. Çalışan kadın evine, erkeğine, çocuğuna zaman ayıramamaktadır, bu yüzden ailede sosyal statü bozulmaktadır. İşten dönen kadın yorgun hayliyle ev işlerini aksatmakta ve evinde hasta olan çocuğuna zaman ayıramamakta, işine de gerekli dikkati verememektir, bu yüzden çocuk istememektedir. Çalışan kadınların çocuklar evdeki kadınların çocuklarından daha çok hastalanmaktadır. Yapılan pek çok araştırma çalışan anne çocuğunun ne kadar erken yaşlarda yabancı eline verirse ruh sağlığının tehlikeye girme ihtimalini yükseltmektedir.

Anne ilk yıllarda çocuğu ile kuramadığı iletişimi son yıllarda telafi edemez bir çok sorunların çıkmasına sebebiyet verir.

Peygamberimizin çocuklara İslami terbiye verebilecek olanlar önce annelerdir demiştir.

Çocuklara rasgele isim verilmemeli, çocuğa anlamı güzel olan güzel şeyler hatırlatan isimler verilmelidir. Aile içi kavgalar çocuğun ruh dünyasını etkiler, bu yüzden kavgaların çocuk önünde olmamasına dikkat edilmelidir. Eşler arasında arzu edilen sağlıklı ilişki ancak İslami eğitim ile sağlanabilir. Araştırmalar televizyonun çocuklar salgıdan hale getirdiğini göstermekte ve zamanını çalmaktadır. Türk toplum yapısına uygun programlar olmamaktadır. Aileye düşen çocuklara örnek olmaktır. Belli saatlerde televizyon kapatılıp, birlikte kitap okunmalıdır.

TEK ÇOCUK VE PROBLEMLERİ:

Araştırmalar tek çocuğun içtimai hayata uyumunda çeşitli problemlerle karşılaşabileceğini göstermektedir. Müslüman nüfusun artmasından endişe eden batılılar tek çocuk yapmayı tavsiye etmektedir. Tek çocuğun çoğu zaman kardeş özlemi çekmesidir. Bu da çocuğun ruh sağlığını olumsuz şekilde etkilemektedir.

Dayak çocuğu terbiye eder mi?: Çocukluk yıllarında dövülen kişinin içine kapanık ve suç işlemeye temayülle olduğu yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır. Çocuğa sevgi ve şefkatle yaklaşmalı, dayak en son çare olmalıdır. Sünnette ise çocuğa dayakla sadece korkutmaya cevaz vermiştir.

Çocuklar Arkadaş Seçiminde Yönlendirilmelidir: Çocuğun sevgi ve güven gibi bazı ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlarını arkadaşları giderir. İyi arkadaş işi alışkanlıklar kazandırır. Çocuk yeteneklerini arkadaşları ile birlikte iken ortaya koyar. Çocuğun salih kişiler ile arkadaşlık kurması sağlanmalıdır. Zira Allah'ın emirlerine muhalif kişilerden uzak tutmalıdır.

Çocuk kitapları nasıl olmalı: Çocuk kitapları yaşına göre ve ilgi çekici olmalı, çocuk kitap okurken olay ve kahramanları çoğu olumlu yönde etkilemeli. Kahramanlıklar abartılmamalı, kin ve düşmanlık olmamalı çocuğa olumlu bir mesaj vermelidir.

Sigara zararları ve kurtulma yolları: Tütün bünyesinde insanlar için 400'e yakın zehirli madde bulunmakta. Dudak dil kanserinden tutun, sinir sisteminin tahribatına kadar sayısız hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Yapılan araştırmalarda sigarayı bırakmaya yardımcı ürünlerin yetersiz olduğu görülmektedir. Buna karşın uzmanlar sigarayı bırakmada güçlü bir irade en etkili silah olduğu kanısındadırlar.


Tarih: 09:35, 13/3/2007 Kategori: cocuk
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->